Ahiret İnancının İnsan Davranışlarına Etkisi

MELEK VE AHİRET İNANCI

Allah’a (c.c.) ve ahirete iman eden bir insan, daima sorumluluk bilinciyle hareket eder. Hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını bilir. Bu bilinçle iyiliklerini artırmaya çalışırken kötülüklerden de uzak durmaya gayret eder. Çünkü bu dünyada yaptıklarıyla kendisine cennetin yollarının açılacağını bilir.

Ahirete iman ile Allah’a (c.c.) iman arasında doğrudan ve son derece güçlü bir bağ vardır. Öldükten sonra dirilip Allah’a (c.c.) hesap vereceğine iman eden bir insan, sevdiği Rabbinin huzuruna günahsız bir şekilde çıkmak ister. Bu yüzden Allah’ın (c.c.) hoşuna gitmeyen söz ve davranışlardan uzak durmaya çalışır. Allah’ın (c.c.) rızasını kazanmak için bütün söz ve fiillerinde O’nun belirlediği ölçülere uyar.

Dünyanın geçici olduğuna ve asıl yurdun ahiret yurdu olduğuna iman eden biri, bu dünyada yaşadığı zorlukların da Allah’tan (c.c.) olduğunu ve hepsinin bir gün biteceğini bilir.

Bu yüzden umutsuzluğa ve yılgınlığa düşmez, sabırlı ve dirençli olur. Sabrettiği her zorluktan, sıkıntıdan dolayı Allah’ın (c.c.) kendisine sevap yazacağını unutmaz.

Allah (c.c.) adalet sahibidir, hiç kimseye haksızlık yapmaz. Allah’ın (c.c.), hiç kimsenin yaptığını yanına bırakmaması da adaletli oluşunun gereğidir. O, iman edip iyi işler yapanları ödüllendirdiği gibi kötülük yapanlara da yaptıklarının cezasını verir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar! Allah, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak, herkese kazandığının karşılığı verilsin diye yaratmıştır. Onlara zulmedilmez.”

Allah (c.c.), hiç kimseye zulmetmeyen, herkese yaptığının karşılığını verendir. Hem burada hem de ahirette kendisine iman edenlere cömertçe davranır, onları bağışlar ve ödüllendirir. İman etmeyenlerden, zulmedenlerden, haksızlık edenlerden ve kötülük yapanlardan da adaletinin gereği olarak bütün yaptıklarının hesabını sorar.

Allah’a (c.c.) ve ahiret gününe inanan bireylerden oluşan bir toplumda, insanlar birbirlerinin hak ve hukuklarına dikkat ederler. Haksızlıktan ve kötülük yapmaktan kaçınmaya çalışırlar. Allah’ın (c.c.) huzuruna kul hakkıyla çıkmamak için dikkatli yaşarlar. Allah’ın (c.c.) kendilerine yüklediği sorumluluğun gereğini yerine getirirler. Böyle bir toplumda suç işleyenlerin ve kötülük yapanların oranı çok az olur, huzur ve güven artar. Çünkü Allah’a (c.c.) ve ahirete iman sayesinde huzura kavuşmuş bireylerden oluşan bir millet, taşkınlık ve kötülüklerden kaçınır. Bu milletin fertleri Allah’ı (c.c.) severler ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak için iyilik yapmak konusunda yarışırlar. Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kişi misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kişi komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kişi ya hayır söylesin ya da sussun.”

Allah’ı (c.c.) sevip O’na yönelen bir kimse, hem tek başına olduğu zamanlarda hem de insanlarla birlikteyken kötü şeyler yapmamaya ve haksızlık etmemeye çalışır. Namaz kılar, oruç tutar, bütün ibadetlerine özen gösterir. Çünkü bilir ki Allah, (c.c.) kendisini diriltip hesap soracaktır. Kısacası yeniden dirilişe inanan bir insan, Allah’ın (c.c.) istediklerini yerine getirip yasakladıklarından kaçınarak O’nun rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak için uğraşır.

Ahiret gününe iman eden her Müslüman o zor günde dünyalık hiçbir şeyin fayda etmeyeceğini kabul eder. Çünkü Allah (c.c.) o gün yalnız sağlam bir imanın ve güzel amellerin tertemiz kıldığı kalplere değer verir. Allah’ın (c.c.) yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’de temiz bir kalbe sahip olmanın önemi şöyle anlatılır: “O gün, ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).”