Kültürümüzde Ramazan ve Oruç

RAMAZAN VE ORUÇ

Müslümanlar tarih boyunca Ramazan ayına çok önem vermişlerdir. Bu ayı en güzel
şekilde değerlendirmeye çalışmışlardır. Toplumumuzda da bu mübarek aya büyük önem verilir. Kültürümüzde Ramazan ve oruçla ilgili pek çok güzel gelenek vardır.

Ramazan kendini daha yaklaşırken hissettirir. Bu ay yaklaşınca evlerde Ramazan hazırlıkları başlar. Bu mübarek ayda mukabele okuyacak kimseler planlamalarını yaparlar. İftar ve sahur sofraları için alış verişler yapılır. Ev hanımları bu aya özgü yiyecekleri elbirliği ile hazırlar. Bu ayda daha rahat oruç tutabilmek için günlük hayatın akışında bazı değişiklikler yapılır.

Ülkemizde Ramazan bir yıl boyunca beklenen bir dost gibi karşılanır. Onun gelişinden duyulan mutluluk her yerde hissedilir. Ramazan, iki minare arasına asılan “Hoş geldin on bir ayın sultanı”, “Hoş geldin Ramazan” gibi ışıklı yazılarla bir misafir gibi karşılanır. Bu ışıklı yazılara mahya adı verilir. Mahyalar, Müslümanlara Ramazan’ın gündüzünün de gecesinin de değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır. İlk Ramazan davuluyla sahura kalkmak çok farklı bir duygudur. On bir ay boyunca alışılan düzenin değişmesi ve gecenin bir yarısı ailenin sahur sofrasında toplanması sadece Ramazan’a özgü bir ayrıcalıktır.

Ramazan’ın başlamasıyla birlikte Müslümanlar bir araya gelip mukabeleyle Kur’an okurlar Mukabele, Kur’an’ı iyi okuyan kimselerin cemaate dönük olarak Kur’an okuması, cemaatin de okunan ayetleri Mushaf’tan takip etmesine denir. Mukabele günün her vaktinde olabilir. Hz. Peygamber de her yıl Ramazan ayında Cebrail’le (a.s.) mukabele yapardı. Müslümanlar, Hz. Peygamberle başlayan bu güzel uygulamayı o günden bugüne kadar devam ettirmektedirler. Müminler Ramazan’ı sahurlarla, iftarlarla, sadaka, teravih ve mukabelelerle değerlendirirler. Oruç ayı Ramazan bu güzellikleriyle hem bizim manevi hayatımıza hem de toplumumuza farklı bir coşku katar.

Ramazan’ın coşkulu ve farklı manevi havası çocukları kendisine çeker. Onlar da oruç tutmak isterler. Oysa yaşları çok küçük olduğu için henüz oruç tutmak onlara farz değildir. Ama çocuklar büyüdüklerini göstermek için oruç tutmaya hevesli olurlar. Çocuklar Ramazan’ın coşkusundan mahrum kalmasınlar diye geleneğimizde “tekne orucu” denilen bir alıştırma orucu tutarlar. Sahura kalkan küçükler öğle vakti yemeklerini yedikten sonra iftara kadar oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler. Böylece küçükler hem oruç ibadetiyle tanışmış hem de Ramazan iklimine katılmış olurlar.

Çocukların hayatında iz bırakan önemli hatıralardan biri de tutulan ilk oruçtur. Bütün zorluklarına rağmen ilk orucunu tutan çocuk haklı olarak kendini bir kahraman gibi hisseder. Çünkü o, tuttuğu bu ilk oruçla açlık ve susuzluğa sabretmiş, yetişkinliğe doğru bir adım daha atmıştır. Toplumumuzda çocuklara orucu sevdirmek için uygulanan geleneklerden biri de bu ilk orucunu tutan çocuğu harçlık vererek sevindirmektir. Bu gelenek sayesinde büyükler de o ilk orucun sevabına ortak olmak isterler.

Toplumumuzda bugün olduğu gibi geçmişte de Ramazan ayına özgü birçok gelenek vardı. Osmanlı döneminde iftar sofralarına çok önem verilirdi. Gelen misafirler Allah’ın (c.c.) lütfu olarak görülür ve onları ağırlamak için canla başla hizmet edilirdi. Geçmişte iftar sofrası misafirlerine verilen değeri göstermek üzere diş kirası adıyla bir hediye verilirdi. Diş kirasıyla misafirlere “Siz bizim sevap kazanmamıza vesile oldunuz. Dişlerinizi yordunuz. Biz de size teşekkür olarak diş kirası vermek istiyoruz.” demiş olurlardı. Bu gelenek kültürümüzde misafire ve Ramazana verilen değerin en güzel örneklerinden biridir.

Ramazan toplumumuzda bir iyilik fırsatı olarak görülür. Bu ayda yapılan iyiliklerin sevabının kat kat verileceğini bilen Müslümanlar kendi durumlarına göre yardımlarda bulunurlar. Kimileri Ramazan kolileri hazırlayıp ihtiyaç sahiplerine dağıtırken kimileri de zekât ve sadakalarını kardeşlerine ulaştırmaya çalışırlar. Bunları yapamayanlar da boş durmaz, yapabildikleri hayır işlerine koşarlar. Çünkü Ramazan paylaşma ve yardımlaşma ayıdır. Ramazan paylaşınca; iftar, sahur ve namaz vakitleri omuz omuza olunca bir başka güzel olur.

Toplumumuzda peygamber sevgisi çok güçlüdür. İnsanlar Hz. Muhammed’e (s.a.v.) duydukları derin saygı ve sevgi nedeniyle çocuklarına Mehmet, Ahmet, Mahmut isimlerini verirler. Dinini, vatanını korusun diye kınalayıp gönderdikleri askerlerine bu yüzden Mehmetçik derler. Bu sevgi nedeniyle Hz. Muhammed’den s.a.v.) kalan hatıralara hürmet gösterirler. Bu sevgi ve hürmetin bir yansıması olarak Ramazan aylarında Müslümanlar İstanbul Fatih’te bulunan Hırka-i Şerif Camiine giderler. Bu camide Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hırkası bulunmaktadır. Böylece Medine’ye gidemeyen Müslümanlar Hırka-i Şerifi ziyaret ederek teselli bulurlar. Bu gelenek Osmanlı döneminden bugüne kadar devam etmektedir.